Yalan tanıklık suçlamasıyla tutuklanan doktor Nurettin Demirkol, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün şüpheli görülmesiyle açılan soruşturma kapsamında Bakırköy 6’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hâkim huzuruna çıktı. Duruşmada sanık ve vekilleri hazır bulundu. Sanık avukatları, duruşmanın aile mensupları da dahil olmak üzere kapalı yapılmasını istedi; mahkeme başkanı bu talebi reddetti. Oturum, Demirkol’un savunmasıyla açıldı. Savunmalar tamamlandıktan sonra savcı, esas hakkındaki mütalaasında sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Merhum bakanın özel doktoru değilim
Sanık Nurettin Demirkol, “Merhum bakanı 2-3 kez muayene ettim. Devamlı bir doktora ihtiyacı olduğunu bilmiyorum, sadece tansiyon problemi olduğunu biliyorum. Devamlı bir doktoru olup olmadığını bilmiyorum. Söz konusu dönemlerde de sağlık ocağı tabibi, hükümet tabibi, belediye tabibi, aile hekimi gibi tabirler olduğu için yanlış anlaşılmamak adına özel doktor tabirini kullandım. Yanlışlık olmuş, kendisini devamlı takip edecek doktora ihtiyacı olmadığı halde özel doktor olarak dil sürçmesi olmuş. Ben kamu görevlisi olmadığımı söylemek istedim. Ben davanın konusunu da tam olarak bilmiyorum, merhum bakanın özel doktoru değilim.” ifadelerini kullandı.
Ölümünün beyin kanamasından kaynaklı doğal ölüm olduğu hususunda rapor tanzim edilmiştir
Demirkol, “Dosyada kayıtlara baktığımda öncelikle 168’in arandığını, sonrasında 155, 156 ve tekrar 155’in arandığını anlıyorum. Ben 168’in önce arandığını ancak bu hususu hatırlamıyorum. 155 acil çağrı ihbarı çözüm tutanağına bakıldığında bu konuşmalarda benim olduğum anlaşılıyor. 155’i ben aramışım, sonrasında 156 ve 155 aranmış. O gece de yaşanan ölüm olayı ve durum itibarıyla, bir şeylerin görüleceği üzere değerlendirmem tam doğru olmayabilir. Zaten aradığımda da benim konuşmada söylediğim şey ‘beklenmedik ani bir ölüm’ cümlesidir. Polisin bana ‘Şüpheli ölüm konusu mu var?’ dediği kısım mevcuttur. Ben adli tabip değilim. Olay kapsamında da Adli Tıp Kurumunun raporu uyarınca, maktulün ölümünün beyin kanamasından kaynaklı doğal ölüm olduğu hususunda rapor tanzim edilmiştir. Ben de o tarihte Adli Tıp bana o şekilde söylediği için o şekilde biliyorum. Benim şüpheli olarak olayı değerlendirmem söz konusu değildir. Ben hükümet tabibini de aramak istedim ama ona ulaşamadığım için polisin beni yönlendirmesini arzu etmiştim.” dedi.
Alihan Kuriş gibi kişilerin geldiğini görmedim
Nurettin Demirkol, “Ağzının sağ kenarından az bir miktarda kanlı sıvı sızmış ve yatağı ıslatmış. Bu akan, devam etmekte olan bir kanlı sıvı değildi. Ben açık ve net yüzünde ve vücudunda kan görmedim diyorum. 7 Eylül 2016 tarihinde evde olmadığım söyleniyor ancak 48 saat boyunca evden baz kayıtlarımın olduğu sabittir. Aradan 10 sene geçti, iddianamede isnat edilen suçları hatırlamıyorum. Olay tarihinden bir gün önce Galatasaray Adası’ndan baz verdiğim iddia ediliyor ama ben Kuleli mevkiinde özel bir restoranda yemek yiyordum. Alihan Kuriş gibi kişilerin geldiğini görmedim. Ölüm olayından sonra eve çok fazla kişi geldi, sokak doluydu, polisler de vardı. Ben 2016 yılını hatırlamıyorum. Bunu savunmamın başında da dedim. Olay günü midesinden gelen sıvıyı kan olarak değerlendirmiş olabilirim. 10 yıl önceki olayı hatırlamam mümkün değil. İddianamede geçen şahıslar olay yerine gelmiş olabilir, baz kayıtlarıyla ortaya çıkabilir. Tanıklarla ifadem aynı doğrultudadır, onların da unuttuğu şeyler elbette vardır. 8 Eylül 2016 sabahı benim için bulanık bir dönemdi. Ben polisten hep korkarım, suç işlememişimdir ama yine korkarım. Savcı ve hakim karşısına gelmek de korkumu daha da artırır. Ben COVID döneminde de devletime hizmet ettim. Biz doktorlar gizli denetimlere tabi tutuluruz. Bu denetimleri de başarıyla atlattım. Diğer tanık beyanlarının da çelişkili olmasına rağmen tarafıma suç isnat edilmesini kabul etmiyorum. Karşınızda bu şekilde bulunmaktan da utanç duyuyorum. Tutuklanmam sebebiyle kişisel ve ailevi olarak zor durumda kaldım, benim adli makamları yanıltma gibi bir amacım yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.

2 yıl 6 ay hapis cezası
Mahkeme heyeti, sanığı yalan tanıklık suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etti. Sanık 65 yaşından büyük olduğu için cezanın ertelenmesine ve tahliyesine hükmedildi.

